Güneş Lekeleri

Güneş Lekeleri ile Baş Etmenin Yolları

Şu son 2-3 senedir yanaklarımın allık sürülecek bölgesinde lekelenmeler var. Kış ayında kullandığım kremlerin, yaptırdığım tüm peeling ve diğer uygulamaların hiçbirinin işe yaramadığını yazın görsem de, güneşin sıcaklığını yine de hissetmek istiyorum!

Geçen yazdan beri keşfettiğim bazı kremler var olan lekelerin büyümesini engelliyor. Kesinlikle yok etmiyorlar  ama  gerçekten var olanın büyümesini engelliyorlar. Lekelerimle alakalı kime dert yansam ya da kışın hiç belli olmayan ama yazın “Merhaba! Ben burdayım! ” diyen lekelerimi görenlerin önerdikleri, bilimum kendimin gittiği doktorların verdiği kremlerin hemen hemen hepsini denemişimdir herhalde. Sonuçların işe yaramadığını görünce uğradığım hüsranı söylememe gerek yok sanırım. İnsanoğlunun atmosfere ve ozon tabakasına verdiği zararlardan dolayı malesef güneşin yararlarının yanı sıra bir o kadar da zararları var. Birde üzerine biyolojik yaşımız, pigmentlerimizin değişimi (azalması), istemeden de olsa yiyecek ve içeceklerden aldığımız hormonlar işin içine girince güzel lekelerimiz doğuyor 🙂

Moda

“Biri Bana Moda Mı Dedi?”

Moda rüzgarı, sonbaharla beraber eserken bizde bu güzel esintiden yararlanmalıyız diye düşünüyorum. Yeni trend  markalar kendilerine reklam yüzü yerine, koleksiyonunu kendi ismiyle tanıtacak ünlülerle anlaşılıyor. Dünyaca ünlü markalar isimlerinden söz ettirmek için marjinal tasarımlar seçiyor. Hanım hanımcık yani kokoş diye adlandırdığımız giyim tarzı yerini sokak tarzına bırakıyor. Kısacası biraz ondan, biraz bundan hesabı her markaya, her tasarımcıya biraz dokunacağız.

Okulların açılmasıyla gerçek yaşama dönen bizler, moda defileleriyle, sosyal medyayla  2017-2018 sonbahar –kış koleksiyonlarıyla tanışmış olduk. Geçen senelerden farklı olarak yerli markalarda artık kendilerinden ve koleksiyonlarından söz ettirmeye başladılar. Her bütçeye hitap eden markalarımıza da bu sene bakmanızı tavsiye ederim.

Teknoloji Bağımlılığı

Teknoloji Bağımlılığı

Günümüzde bunların nimetlerinden yararlanmayan kimse yoktur herhalde. Hatta öyle ki; çağımızın çocuk oyuncaklarının yerini tabletler aldı sanırım. Her şeyimiz teknolojiyle bağlantılı. Herhangi bir teknolojik enstrümanımızdan biri, bir kesintiye uğradığında hepimiz sinirleniyor ve sudan çıkmış balık gibi oluyoruz. Peki, hiç bunların bize olan zararını düşünüyor musunuz? Zarar derken fiziksel olarak zararından söz etmiyorum. Bizdeki yarattığı manevi, içsel zarardan…Hepimiz Teknoloji Bağımlısıyız. Teknolojinin yararı tartışılamaz ama bize verdiği zararı farkında değiliz. Farkındayım diyen de kendine yalan söylüyordur bence ya da bu yazımı okuyan içinden gülerek “sen sanki benden farklısın” diyordur. Bu görüşümü kendimi de bu gruba dahil ederek söylüyorum zaten. Günümüzde yaşayan çocuk, büyük herkes buna dahil.
Bize  sunduğu  yararları sonsuz, bu tartışılmaz bir gerçek. Ama insanların doyumsuzluğu ve hep daha fazlasını isteme hırsı işin içine girince burada zararları açığa çıkıyor. Ne zamandır bu konuda düşünüyorum “ Biz  insanlar nasıl bu noktaya geldik?” “Bizleri bu kadar bağımlı olmak rahatsız etmiyor mu? “ Ya da “İletişim araçlarının bizleri asabi yaptığını farkında mıyız?”

Kanadı Kırık Kuşlar

Kitap: ” Kanadı Kırık Kuşlar “

Kanadı Kırık Kuşlar

Bazı kitapların hafızanızda bıraktığı izler,  hissettikleriniz  tarifsizdir. Kitabı başından sonuna kadar yaşayarak okursunuz hatta yaşamak bir tarafa uzun bir süre etkisinde kalırsınız. Bunlardan biri “Kanadı Kırık Kuşlar”.

Kitap okumayı sevmeseniz de, emin  olun  bir  solukta okuyabileceğiniz,  içinde her şeyi barındıran bir roman. Çocukluktan ölüme kadar birbirlerini yormadan seven bir çiftin gerçek aşk hikayesine, hem Türk tarihine hem de Dünya tarihine, bir ailenin hayatta durma çabasına, isyanlara  ve  son dönemlerde hepimizin eksikliğini hissettiğimiz Atatürk sevgisine… Kısacası herşeye dokunuyor.
1930 yıllardan başlayan ve günümüze kadar gelen 4 kuşağın hayat öyküsü… Başarılı bir doktorun  Alman rejiminden kaçışı (mecburi) ve Türkiye ile yollarının kesişmesi. Türkiye’nin savaş yaralarını sarmaya çalışırken dimdik ayakta durmaya çabaları.  Kendi  mücadelesiyle uğraşırken bir çok insana vatan olarak kucak açışı. Parası olmayan bir ülkenin bilimsel olarak kendini geliştirmek için üniversiteler kurma çabası ve Ankara’nın nasıl inşa oluşu. Tabii  kalbe en güzel noktada dokunan iki ayrı kültüre sahip çocukların beraber büyümesi. Farkında olmadan sevgilerini de içinde büyütmeleri ama hissettiklerini  dile getirememeleri  ve bir isyanın onların aşkına tercüman olmasıyla bir ömür süren aşk hikayesi. Bu aşka en yakın şahit olan herkesin sonsuz saygısını kazanan madam. Farklı yerlere giden hayatlar.  İhtilaller,  isyanlar,  hükümetler ve yeni bir hayatın başlangıcı. Bu yeni  başlangıcın meyvesi bir kız. Onun hayata  tutunması  ve kalbinde sevgiden başka hiç bir şeye sahip olmayan bir çiftin  torunları Esra’nın yaralarını sararak büyütmeleri. Tabii ki dört kuşağın da Atatürk’e olan hayranlığı ve sevgisi…

Mutfak

Mutfakta Biri mi Var?

Yemek yemeyi sevmeyen yoktur diye düşünüyorum. Hayatımızın olmazsa olmazı. Ama iş bir şeyler yaratmaya ya da bir şeyler yapmaya geldiğinde insanların korkulu rüyası oluyor mutfak. Kimsenin gözünde büyüttüğü gibi değil aslında. Sadece gıda sektörü her geçen gün yelpazesini restaurantlarla, fast foodlarla çeşitlendirdiği için bizler tembelleşiyoruz ve işin kolayına kaçıyoruz. Mutfakta mini bir sandviç yapmak bile gözümüzde büyüyor.
Yaz geldi! Herkeste plan, programlar başladı. “Tatile gidemeyenleri düşünen yok tabi” demeyin… Yaz sıcaklarında işten güçten kafasını kaldıramayanlara Haziran ayı için süper bir fikrim var!

Saçlarınız ve Siz, Yaza Hazır Mısınız?

Yaz geliyor ve hummalı hazırlıklara son 1 ay! Saçlarınız ve Siz Yaza Hazır Mısınız?

Her insan yaza bomba gibi girmek ister 🙂 Kim ne derse desin yaz ayının mutlu etmediği insan yoktur. Özellikle de tüm senenin yorgunluğunu atmak isteyip, bütün bir sene yaz tatilinin hayalini kuran bizleri…Tabii bu sene hiç bitmeyen soğukları da düşünürsek “yaz” kelimesinin mutluluğu bile bambaşka!
Yaza bomba gibi girmenizi sağlayacak ve size kendinizi taptaze hissettirecek önerilerim var. Bunlardan biri saç bakım kürleri. Bahar aylarını geride bırakırken, saçlarının dökülmesinden şikayetçi olmayan yoktur herhalde. Benim o kadar saçlarım döküldü ki, bir ara kel kalacağımı bile düşündüm 🙂 Neyse ki; eski usul adlandırdığım tüm saç bakım maskelerini(kürleri) kendimde uyguladım.

Belki içinizden “Bunlara ne gerek var?” “Bunları zaten kuaförler yapıyor.” diye düşünüyorsunuzdur. Maalesef ben kimyasallara karşı bir insanım. Boyalar, havadaki kirlilik, sulardaki kimyasallar saçlarımızı yeteri kadar yıpratıp, matlaştırıyor. Bir de buna “bakım” adı altında kimyasal eklemeye gerek var mı?