Evrenden Mesajınız Var!

Evrenden Mesajınız Var
adsense

Evrenden Mesajınız Var!

O ki ne güzel filmdi, Meg Ryan’ın kendine hayran bıraktığı, yüzlerde gülümseme bırakan “Mesajınız Var”.. 90’lara ait her şey gibi.

Yok, bu hafta geçtiğimiz haftaki gibi filmle örüntülenmiş bir yazı beklemiyor sizi. Ama henüz okumadıysanız onu da bu yazıdan sonra, şuraya tıklayıp okuyabilirsiniz pek tabii. Bu yazının üzerine ballı çörek olmaz mı, bence olur.

Peki niye böyle bir girizgah yaptım derseniz, aslında hepinizin hayatının posta kutusunda bekleyen birsürü mesajı var da ondan! Ben dahil. Biraz bu mesajları karıştıralım istedim bugün birlikte.

“Kurumsal olanlar bilir, hatta olmayan ve kendi işiyle uğraşan kimseler belki kurumsallardan bile iyi bilir, her gün e-posta kutuları yepyeni mesajlarla, Instagram ve benzer tüm sosyal medya hesapları bilimum iletilerle dolar dolar taşar. WhatsApp deseniz en az bu platformlar kadar mühim bir mesajlaşma aracı olmuş; anlayacağınız hepimizin birsürü mesajı var!”

Fakat ben bugün bu mesajlara dair bir şeylerden bahsetmeyeceğim elbet. Şunun şurasında o mesaj ve e-postalardan nefeslenmek için şuraya gelmiş bu yazıyı okuyorsunuz, bence zaten hiç sırası değil. Ben bugün, işte tam da fiziksel dünyadaki bu mesaj kalabalığından okumaya çoğunlukla vakit bulunmadığını gözlemlediğim hayatın mesajlarından bahsetmek istiyorum.

Mevzu derin, kahveniz yanınızda değil mi?

Şimdi… Gözlerini kapatmana gerek yok ama hayattaki kimliklerinin kontağını kapatmanı rica edeceğim. Bilmem ne şirketindeki şu şu müdürü veya kendi işinin kıymetli patronu kimliğinden sıyrılmış bir “sen” düşün, dünyanın her neresinde hangi kimlikle var olduğunu düşünüyorsan o kimlikten sıyrıl kısaca, senden istediğim bu. Çünkü ben seni bambaşka bir dünyaya götüreceğim…

Bu dünyada, sen “gerçekten” önemlisin. Ne olduğun, ne yaptığın, nasıl davrandığın yani kabaca “ne işe yaradığın” ayırt edilmeksizin, sana bir değer veriliyor. Bu değerin temel kaynağını sorarsan -hani bizim çok bilmiş zihnimize göre her şeyin bir nedenselliğe bağlanması lazım ya, ben şimdi senin o zihnini susturmak için bu nedeni yazıyorum- aslında sadece “var olman” diyebiliriz. Evet, var olman ve bu dünyadaki kelebek etkisi gibi her şeyin birbirinin sebebi ve sonucu olduğu düzen içerisindeki rolünü oynaman. Yani, varlığın. Bu değerin başka hiçbir sebebi yok. Ne şahane değil mi?

Öyle değerlisin ki, içinde bulunduğun hayat sahnesinde yalnız ve terk edilmiş olmana bu yeni düştüğün dünya düzeninin gönlü asla razı olmuyor. Sana karşılaştığın rollerde nelere dikkat etmen ve nasıl bu rolü en iyi şekilde oynayabileceğinle ilgili yönergeler gönderiliyor, hem de HER GÜN, HER AN! Fakat, üzgünüm ki bu dünyada gmail’miş, yandex’miş, google’mış… Bunlar çalışmıyor.

Posta kutusu nerede mi?

Her yerde mevcut. Ama en merkezi olanların yerlerini sana tarif edeyim :

İçinde bir yerlere “sesli mesaj” olarak, hayatında bir yerlere “olay, durum, kişi” olarak ve hayatının göbeğine de “an” olarak inşa edilmiş vaziyetteler mesela.

Ah dur, en can alıcı şeyi söylüyorum :

Bu hayat yoluna çıkarken seni doğru yere götürmeye yardımcı olacak bir de harita cebine sıkıştırılmış durumda. Doğduğun “an”, evet tam o an, gecikmeden sana verilmiş.. Çünkü, değerlisin. O harita, dünyaya varlığınla hizmet etmeyi seçtiğin için sana hayatın boyunca verilmiş ve verilecek olan en güzel doğum günü hediyesi.

Peki, belli başlı yerleri öğrendin. İçine düştüğün bu yeni dünyada sadece varlığınla değerli olduğuna bile hala inanmakta zorlanıyorken, bir de sana iyilik yapılıp tonla tüyo verildiğini duydun. Bide harita bonusunu duyduklarının üzerine ekledin. E şahane, masal gibi. Peki biz bu posta kutularına gittik diyelim, mesajı nasıl alacağız?

Güzel soru!

İngilizce’yi ananın karnından doğar doğmaz öğrenmeye çabalarken, hayat dili öğrenmeyi ihmal etmiş olabilirsin, normal.

Birkaç örnekle açıklayayım..

Mesela hiç duydun mu, ofisin öbür köşesinden sana bakan bir çift göz yanına geldi ve sana bir şeylerden bahsetmeye başladı. O konuşurken sana gaipten birilerinin -ki kendisi iç ses olur- “O’na güvenme!” diye fısıldadığını duyar gibi oldun, ama dinlemedin o sesi değil mi. Sonra aylar geçti, fark ettin ki sahiden O’na güvenmemeliymişsin.. Deliriyorum zannettiysen söyleyeyim, delirmedin. Sadece mesajını okudun ama takmadın hepsi bu. Bilirsin, ciddiye alınmamış to-do’lar sonradan muhakkak başına iş açar. Neyse, canın sağ olsun. Biliyorsun ki bu dünyada sadece varlığın yeter! 🙂

Peki, “Hep aynı insanlar karşıma çıkıyor!” dedin mi hiç?

Mesela burada da okunmamış bir mesaj var… Hani iş arkadaşlarından “reminder” mailleri geliyor ya, onun gibi düşün. Bu insanların sana mesajı ne? Aç, oku. Ne oldu, ne bitti, hangi olay örgüleri gelişti bak bakalım. Dahası, sen nasıl davrandın da bu sonuçlar gelişti, bir incele. Sonra zaten konu çözüme ulaşacak, bir daha o tip insanların esamesi okunmaz hayatında garanti veriyorum.

Doğum haritası nerede peki, benim cebimde harita falan yok diyorsanız, işin o kısım malum..

Doğum saatinizle, yerinizle ve tarihinizle birlikte bugünün teknolojisinde sadece dakikalar içinde gözlerinizin önüne serilebiliyor sizin yol haritanız. Fakat tabii Ankara’dan İstanbul’a nasıl gideceğinizi gösteren haritalara ve sesli navigasyonlara pek benzemiyor işin bu kısmı, o harita başlı başına bir dil, farkındayım. Ama bu dili çözmek için yüzyıllardır üstüste büyük emeklerle eklenmiş bilgileri bugün haritalarla harmanlayarak kişilerle paylaşan çok değerli Astrologlar var çevremizde. Bir tanesi de şu an içerisinde bulunduğunuz web sitesinin kurucusu 🙂

Diyeceğim o ki, orada da iç sesinize başvurup enerjinizin en iyi şekilde senkronize olduğuna inandığınız bir Astrologdan, size o haritayı şakır şakır okumasını ve size sizi anlatmasını isteyebilirsiniz.

Posta kutularındaki mesajlar haritadaki olasılıklarla birleşince oldu mu size güzel bir “kendi hayatını ve eşsizliğini anlama ansiklopedisi” 

Hah, işte şimdi o kurumsal ve toplumsal kimliklerinizle dolu dünyanıza dönebilir, ömrünüz yettiğince burada kalmaya devam edebilir, başınıza gelen iyi/kötü diye etiketlenmiş tüm durumları değerlendirirken iç mesajlarınızdan gelen desteklerin tadını çıkarabilir, dahası hayat yolunda kaybolmuş ve yalnız hissetmekten mümkün mertebe uzakta durabilirsiniz.

Varsın gmail hesabınızda, WhatsApp gruplarınızda okunmamış ve/veya cevaplanmamış yüzlerce mesaj ve e-posta kalsın, ama hayattan gelen mesajlarınızın her biri dikkatle okunmuş olsun.

Kalpten sevgilerimle <3

Paylaş

More from İlayda Çakmakçıoğlu
Yeni’nin Anahtarı
Zaman denilen kavram, sandığımız gibi standart değil ve göreceli. Hayatın saati, 24...
Read More
Leave a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir