Yeni’nin Anahtarı

Yeni'nin Anahtarı

Evden çıkarken kapıyı kilitlediğimiz an’ı pek azımız farkındalıkla hatırlarız.

 

Otomatikleşmiş şekilde “anahtarı içeride unutma!” cümlesiyle kendini evden çıkarken hatırlatsa da anahtar, kimi zaman o otomasyon da bozulur ve içeride anahtar bıraktığımız olur.

Bazen biz tam kapının ağzına çöpü koymak istemiş, veya karşı komşumuzun zilini çalmak için çıkıvermişken bir rüzgar kapatır kapıyı ve ne olduğunu anlamadan dışarıda kalırız.

Şansımıza bunlar olmamış ve anahtar elimizde çıkmışsak da o evden, bu defa da düşünceler çıkmaz kimi zaman zihnimizden;

“Kapıyı kilitledim mi?”

“Ocak açık mı kaldı?”

“Ütüyü fişten çektim mi?”

“Bir şey unuttum sanki ama ne?”

….

İşte tam da aynı silsileyle, geçirdiği bir günün kapısına kilit vurur her gece uykuya dalarken insan. Ama fark eder mi bu kilidi vurduğunu, içeride kilidi unuttu mu, kapı yüzüne mi kapandı orası bir bilinmez. Bilmek mümkün..

Yine geldik kendimizle yüzleşmemiz gereken yere. Tam üzerine bastık hatta.

Tavsiyelerim hem kendime hatırlatma, hem de sana :

  • Hayatın enerjisel düzlemi, yaşadığımız rutin döngüden biraz farklı bu metaforda. Her gün aynı eve döneriz belki ama, enerjisel kilit düzleminde her gün aynı güne dönmez çarklarımız. Yenilenen kilitlerle, yenilere yol alırız. Yani aslında, hayat bizden bunu bekler. Fark edebilendir bu mevzudan yepyeni yolculuklar çıkarabilenler..
  • Ellerinde sürekli eski kilitlerle yenileri birarada tutup biriktirmeye devam eden minik avuçlarını sadeliğe davet et bu günün sonunda. Sadelik, farkındalıktır aslında.
  • Eğer dolu avuçların kilitleri karıştırıyor, sen bir türlü fazlalıkları bırakamıyorsan, bir önceki günlere dair zihninde gezinen soruları gözden geçir. Yüksek ihtimalle karşına şuna benzer şeyler çıkacak :

“Bunu bana neden yaptı?”

“Bunu bana nasıl söyler?”

“Ben burada büyük bir salaklık ettim.”

İşte burası çok önemli!

Kapıları kapanmayan, üzerine kilit vurulamayan günlerle ilgili geçmiş kendimden yola çıkarak fark ettiğim şey, o günleri kendi evimden komşunun penceresini gözlemlemekle veya kendimi kötülemekle geçirdiğim..

Ve pek tabii, içeriye tanıdığım tanımadığım herkesi davet etmekten kirlenmiş günümü tertemiz bırakıp çıkamamanın dayanılmaz ağırlığı.

Bir de bonus ki, aslında en vurucu olan sebeptir kendisi :

Soruları kendime değil hep başka kişilere yöneltmem. Cevapları da en nihayetinde bir durakta otobüs bekler gibi ne zaman geleceğini bile bilmeden karşıda aramam.

  • Şimdi, bugün bunu değiştirmeye adım at. Tüm cesaretini toplayarak, son bir kez daha o günlerin kapısını aç ve soruları kendine sorarak o evlerin içinde otur

“Bunu yaşamama sebep neydi?”

“Hangi duygumdan kurtulmalıyım?”

“Yüzleşmem gereken ve benim ısrarla kaçtığım şey ne?”

“Farklı günlerde aynı şeyleri yaşamama sebep o mevzuyu şu an burada çözersem, hayatımda ne değişecek?”

“O gün yaşadığım bu kötü olayda gerçekte benim istediğim neydi, ben neye hayır diyemedim?”

“Ben ben gibi davransaydım, o gün neyi farklı yapardım?”

  • Sadece bir kez, dilediğin kadar o günde kal ve cevaplarını büyük bir sakinlik, büyük bir dürüstlükle ver.
  • Doğru zamanın geldiğini hissettiğinde, o kapıya kilidi sımsıkı vur, evini temizle ve kilidi zihnindeki sınırsız okyanusa sakince bırak.
  • Bunu yapmak için geciktiğini ve yeni günlerin üzerine çığ gibi eklendiğini düşünüyorsan, öncelikle bu düşünceye kabul ver ki dönüşsün.

Hangi forma dönüştürmen gerektiğine gelince…

Burası da çok önemli!

Zaman denilen kavram, sandığımız gibi standart değil ve göreceli. Hayatın saati, 24 saatten çok daha farklı bir düzlemde, farkındalık saati ile işliyor.

Benim uyanışım 30’da başlamış, seninki 38’de başlamaya sadece ufak bir adım atmış olabilir. Her koşulda, hiçbirimiz doğru veya yanlış yerde değiliz.

Sadece olmamız gereken yerde ve zamandayız.

Bunu mantıksız, haksız, ve hatta saçma buluyor olabilirsin. Madem karşılaştırma yapıyorsun ve haksız buluyorsun, karşılaştırma yaptığın o kişilerin hayat yolculuklarını bilip bilmediğini düşün..

Belki senin kolayca akıp yürüdüğün farklı bir konuda, o kişi derin sınavlar vermiş olabilir ve sen bunu bilmiyor olabilirsin.

Hayat, hepimize sınavları farklı yerlerden dağıtır ve her birimizin hayatı her yönüyle eşsizdir. Birbirimizden ilham alabilir, yola çıkabiliriz ancak kopya çekemeyiz.

 

Sen, sade ve sadece sana ait o evden, o kilitten ve o evin temizliğinden sorumlusun.

Sen, içeriye davet ettiğin misafirlere gösterdiğin tutumlardan, ve ne olursa olsun o evin senin evin olduğunu bilmek ve misafirlerine de bunu nazikçe hatırlatmaktan sorumlusun.

Ev, hayat ve sen, sana aitsiniz.

Yeni’nin Anahtarı

Şimdi, elindeki bu günün anahtarına iyi bak. O anahtar, dün sahip oldukların için sana verildi ve yarın sahip olacaklarını belirlemen için bir araç.

Zamanı geldiğinde, gün biterken, o kilidi bırakmayı unutma.

Bir de, sana ait soruları dürüstçe cevaplayıp “farkındalıkla, sakince” kapıdan çıkmayı..

Yeni’nin Anahtarı

 

——İlayda’nın bir önceki yazısı için buraya tıklayabilirsiniz.

Paylaş

Konuyla ilgili etiketler
,
Daha fazla: İlayda Çakmakçıoğlu

“Sen” Aromalı Hayat Tarifi

DİKKAT! Bu yazı ağız sulandıran, hayat iştahını kabartan maddeler içeriyor!
Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir