Delilik

Delilik

Delilik

 

İstanbul’un gök kubbesi altında alelade bir gezginle karşılaşmak hiç de sıradan bir mevzu olmadığı gibi, kadim olanların nazarında son derece mühimdir.

İstanbul’un gezginleri alelade olmaz. Kelebeği etkileyenler onlardır. Kaynağı bilinmez örümcek ağları birdenbire dolanırsa suretine, ruhuna ya da bileğine, bir gezgin raylara çoktan müdahale etmiş, makası değiştirmiştir.

Yürürken onlara çarpmamaya dikkat et, kibar ol. Bırak, su yolunu bulsun. Gezginlerin işaretleri herhangi bir yerde, herhangi bir zamanda karşına çıkabilir.

Tüyler mesela… Özellikle beyaz, küçük ve dipleri hafif hafif dağılmaya başlamış olanlar. Düştükleri yerden sonra kendi varlığını gerçekleştirene dek erir, dağılır ve bu alemin bin parçasından biri olurlar. Alem, bildiklerinden ve bilmediklerinden oluşur; gördüklerin ve görmediklerinden.

Gördüklerini sen seçersin. Ne kadar gariptir ki, görmediklerini de… Mekan, zihnin dekorudur. Farklı mekanlar, aynı şartlar altında bambaşka görülere, bambaşka düşünceleri doğurabilir. Bundandır ki tebdil-i mekanda zaman zaman ferahlık, ama her zaman doğurganlık vardır.

Bir Delilik yap. Dışarı çık.

Odandan, evinden, sokağından, zihninden, bedeninden, düşüncelerinden; dünyandan, güneş sisteminden ve galaksinden dışarı çık. Bu, en önemlisidir. Çünkü sen, olmadığını düşündüğün yerlerde de varsın; olduğunu düşündüğün yerlerde varken, görüşünden kaçan yerlerdeki varlığını inkardasın.

Yine de, hem emrinde sana sunulmuş bir hizmetkar, hem de bir bebek gibi, bir cenin gibi üzerine sarmaladığın bu sonsuzluk, senin kendine biçtiğin kadarıdır. Kendin kadar varsın. Bir de senin gibi binbir can var, bu buruş buruş kumaşın kıvrımlarının her yerine dağılmış; onlar yokmuş gibi, onlardan ayrı nefes alıyormuşsun gibi yapamazsın. Bu da, cehaletin doruk noktasıdır. Varsan birlikte varsın. Tek başına, boş ormanda düşen bir ağaçsın. Ormana bak, ormanı gör.

Görülmek de yeterlidir çoğu zaman anlamaya. Görülmek göze övgüdür hem.

Mekan dedik ya… Bazı mekanların hamurları, içlerinde zamanın, ilhamın ve onların müşahitlerinin sadakatiyle biriktirdikleri bir tutkalla hem çok daha sağlamdır. Pek doğal bir sihirle, görülebilenin ötesindeki ışıklarıyla, bambaşka zihin kapıları açmakta ustalaşırlar. Elbette, bu kapılar ancak ve ancak görülendeki anahtar ve görendeki kilidin birbirine uymasıyla açılabilir. Kilit, gören gözdedir.

Alemin bin sırrının her biri İstanbul’da mevcuttur. Evliyalar, gezginler, tüyler, kelebekler ve unutmayalım, martılar, kediler ve tırtıllar her yöne büyüyen koca bir aynaya kurulu bir keşif planında yol gösterir.

Görmeyi bilen gözlere ne mutlu, bin kez övgü.

Kesin kanaatim o ki delilik, bunları görmeden gözlerini açık tutmak, israfın en haincesi ve buna içlenen çuha çiçeğinin düşünceleridir.

Paylaş

Konuyla ilgili etiketler
,
Daha fazla: Deniz Bingöl

Dikkat! Bahar geliyor… Depresyonu ile beraber!

Bahar depresyonu diye bir şey var! Ben ve benim gibi kıştan pek...
Daha Fazla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir